Değerleriniz Vazgeçilmez Mi?

1

Sahte Değerlere Aldanmayın,Gerçek Değerlere Sahip Çıkın.

Ne yazık ki,şeylere düşkünlük,çağımızın tüketim toplumlarının en büyük hastalığı.Şeyleri elde etmek için çalışıp çabalayış ve mutluluğu bunda arayış,ne boş bir inanış ve ne yaman bir aldanış.Böylece ya elde edemediklerimizin yoksunluğuyla yaşayacağız ya da elde ettiklerimizden dolayı hayal kırıklığına uğrayacağız.Yani her iki halde de mat olacağız.Bu yüzden Oscar Wilde “İsa fakirlere acırdı” der ve devam eder: “Fakat zenginlere daha çok acırdı.Çünkü mutluluk umudunu da yitirmiştir onlar.”

Ayrıca şeyleri elde etmeyi amaçlayan bir tutum,insanın kendine yabancılaşmasına yol açıyor.İnsanın yaşaması için gerekli araçlar,amaç oluveriyor.Bir ev,bir araba,bir şu,bir bu için bütün bir ömür ve emek harcanıyor.Sonunda da bugünkü gibi mutsuz ve tatsız bir tablo çıkıyor karşımıza.

Oysa insan,şeylerin tutsağı olacak yerde,şeyler insanın hizmetine koşulmalıydı.Ve insan,gerçek görevi gereği,insanca güçlerini geliştirmeli,yapıcı ve yaratıcı yönlerini çiçeklendirmeliydi.O zaman insanlık kendini bulur,kış uykusundan bahara uyanır,dünya mutlu ve tatlı olurdu.

Yine de treni kaçırmış değiliz.Önümüzde el değmemiş bir gelecek var.Dilersek,gerçek değerler üzerine kurulu yepyeni bir dünya kurabiliriz.Hem bunu başarmak için dünya bugün yeterince güçlü.İnsanlar günden güne bilinçlenmede.Gençler,aydınlar ve uluslar gönül gönüle yeni bir dünyanın kumaşını dokuyorlar.

Genç yazarlarımızdan Sevgi Sosyal çıkıyor ve özgürlüğü “Şeylerin yükünden kurtulmaktır” diye tanımlıyor.Son yazdığı öykülerden birinde,öykünün kahramanı kız,evinde mutfaktan başlayarak gereksiz şeyleri bir bir ayırıp atarak,en son gerekli birkaç şeyi çarşaf içinde toplayıp sevgilisine,öyle özgürcesine,yüklerden kurtulmuş ve arınmış olarak bütün gönlüyle varmayı özler.

Gerçek Zenginlik

Halk dilinde dolaşan bir öykü vardır.Ayrıntılarını anımsamıyorum şimdi.Özü aşağı yukarı şöyle idi:Bir kulübede,yoksul ama mutlu bir karı koca yaşar.Adam sabahtan işine gider,akşam evine döner.Allah ne verdiyse kazandığını ve en önemlisi sevgisini bölüşür karısıyla.Ve çevreleri imrenir onların bu yaşantısına.Ne zaman ki adamın biraz parası birikir,yeni işlere girişir;parası,malı mülkü artar.Apartmanı,arabası olur ve adam patronlaşır. Gönlü ve kafası bir sürü iş güç,mal-mülk kaygılarıyla dolar.İşte o zaman büyü bozulur.Karısıyla sevgiyi paylaşmak şöyle dursun,birlikte ağız tadıyla yemek yeme ve iki laf etme olanağını bile bulamaz.Böylece zenginleştikçe yükü,kaygısı tutsaklığı artar.Boşuna dememiş Yunus “Gitmez gönülden darlık,var iken bunca varlık.” diye..

Yine okuduğum başka bir hikayede;Doktor bir adam Avrupa dönüşünde yakın bir arkadaşına bir düzine kravat getirerek birini seçmesini ister.Arkadaşı “Teşekkür ederim ama almasam daha iyi” der.Doktor bey vermekte ısrar edince,o da almamakta direnir.Ve nedenini şöyle açıklar: “Dostum,benim bir kravatım var,şu gördüğün.Üstelik her renge uyan,şık bir şey.Hep bunu kullanırım ve memnunum.Şimdi bir tane daha alacak olursam,sabah kalktığımda karşımda iki kravatı görüp ‘Bugün bunu mu taksam yoksa bunu mu?’ hiç yoktan bir seçme güçlüğü çekeceğim,oyalanıp vakit kaybedeceğim.Rahatım kaçacak yani.” Doktor da bu gerçeği yerinde bulur.Bundan böyle kendine de tek kravat ayırarak,diğerlerini,seçme güçlüğü çekmeyecek arkadaşlarına dağıtır.

Fazla Ciddiye Alanlardan Mısınız?

Söylediğine göre Einstein traş sabunu kullanmazmış “Niye kullanmıyorsunuz?” diyenlere de “İki türlü sabun aklımı karıştırıyor.” diye yanıtlarmış.

Dünya yaşayışı da oyun ve eğlenceden ibarettir,denilir.Ve dünyaya dönük bir yaşamın sermayesinin gurur olduğu belirtilir.Gerçekten de zenginlik,mal-mülk,şöhret,güzellik ve mevki eğer gaye edilinilirse insana gurur verir.Ancak,aynı şeyler geçici değerler olarak bilinir,onlara bel bağlamanılmaz da yerince ve değerince kullanılırsa elbette yarar sağlar.

Oyuncaklar,aslında büyüklerin hayatta kullandığı şeylerin küçültülmüş örnekleridir.Çocuklar oyuncaklarla haşır neşir olurken,bilgi ve beceri edinirler.Günü gelince de,oyuncaklarını bir kenara bırakırlar.Ve genellikle çocuklar,şeylerle olan ilişkilerinin bir oyun olduğu sezgisindedirler.

Biz büyüklere gelince,kullandığımız şeyleri,yani bize göre oyuncakları fazla ciddiye alıyoruz galiba.Oyunda olduğumuzu unutuyor,oyuncaklarımıza sımsıkı sarılıyor ve belki gülünç oluyoruz.

Bir savaş olduğunda,herhangi bir afet olduğunda en basiti bir kaza sonucunda bile,tehlike geçtiğinde “çok şükür yaşıyoruz” deriz,bize bir şey olmadı diye seviniriz.Değer verdiğimiz şeylerin üstüne uyanmamız için bir felaket olmasını beklemek de abes.Kaldı ki,insan için bilgi edinmenin yollarından biri de başkalarının deneyimlerinden yararlanmaktır..

Hayattan ölüme kıl payı olduğu bir yerde insan,kendi değerini ve hayatın anlamını daha derinden anlamalı.Ve daha önce aşırı düşkün olduğu,değerini abarttığı şeylerin aslında,hiç de o kadar,onlarsız olunmayacak şeyler olmadığını görmeli.

 

Bu Yazımızı Okumadan Geçmeyin..İyilik Mi,Aptallık Mı?

 

Değerleriniz Vazgeçilmez Mi?
5 (100%) 2 votes
1

7 yorum “Değerleriniz Vazgeçilmez Mi?

  1. Bence hayatta herşeyin insanoğluna bir emanet olduğunu , ve o emanet üzerinde diğer insanların da hakkı olduğunu bilip unutmazsak , hayat bizim için de diğer insanlar için de güzel ve anlamlı olur…Sözümü ‘Komşusu aç iken , tok yatan bizden değildir’…Nefsimiz bizim esirimiz olduğu sürece hiçbir sorun yoktur…

  2. Okumadan begeniyorum :)keşke herkesde senin gibi başkalarını düşnebilse insan kendi degerinin kıymetini hep dünya için çırpınıyor işte

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir