Cariyeliğin Binbir Yüzü

Esirlikten Konaklara,Konaklardan Saraylara

Osmanlı dünyasında, ‘resmi’ esir ticaretinden 1840’lara değin söz edilebilir.Ancak yasaklama ‘köleliğin’ kaldırılması değil, sadece devletin, ‘ben bu işte yokum’ demesiydi. Nitekim saltanatın kaldırışına kadar,saraylardan cariyeler eksik olmamıştı.

 İnsanların para karşılığı alınıp satılması 19. yüzyılın ikinci yarısından beri günümüzde de devam etmektedir. Ortadoğu’daki monarşi ya da diktatörlük saraylarında,köle ve cariye bulunup bulunmadığını bilmediğimiz gibi,Uzakdoğu’da neler olup bittiğini de söyleyemeyiz.

Avrupa Birliği adaylığımıza karşın,‘başlık parası’ adı altında ödenen bir bedelle ve hukuksal hiçbir geçerliliği olmayan ‘imam nikahı’ yutturmacasıyla satılan kızlarımızın ‘hür’ olduğunu söylemek haksızlıktır.

Köleliğin Meşru Olduğu Zamanlar 

Biz tarihe,insan alım satımının ‘meşru’ olduğu zamanlara bakalım:Osmanlı Devletinin,İngiltere’nin baskısıyla esir ticaretini yasaklayışı oldukça erken bir tarihte,1846’dadır.Buna ilişkin fermanı yayınlayan Sultan Abdülmecid’in,cariye kökenli 12 kadını,sözde dokuzu aşmayan ama gerçek sayıları bilinmeyen ‘gözdeleri’,ayrıca onlarca cariyesi ve zenci kölesi vardı.(Adnan Oktar’ı hatırlattı bana şu an.) Padişah böyleyken,Sadrazamın da körpe cariyeleri eksik olmazdı.

Giulio Rosati’nin ‘Yeni Gelen Esirler’ tablosu

Nasıl Temin Edilirdi?

Akla gelen ilk soru,bu ‘satılık insanlar’ın nasıl temin edildikleridir.Savaş,baskın ve akınlarla,ele geçirilen tutsaklar,devlet hazinesine vergi ödenerek esir hukukuna tabi olur,mal ve hayvan gibi alınıp satılırdı.Bazı Afrika,Kafkasya ve Uzakdoğu’lu aileler de geçimini bu işe bağlayıp kendi çocuklarını esir olarak sattıkları gibi komşu kabilelere de baskın düzenleyerek yakaladıklarını kaçakçılara satarlardı.

Esirler cins atlar gibi,yürüyüşleri,ayakları,dişleri,cinsel özellikleri,yüzleri gibi eğitimlerine de bakılarak ve fiyat konarak satılırdı.Pazarlık yaşlarına ve sağlıklı oluşlarına göre yapılırdı.Diş çürüklüğü ve boy kısalığı uğursuzluk sayılırdı,güzelliği veya saz çalan,dil bilen esirlere sahip olan kaçakçılar 800-1000 altına sahip olurdu.Alıcılar isterlerse bir gece eve götürüp hekime muayene ettirebilir,uyku denemesi yapabilirdi.

Esirci Evlerinden Satış

1640 tarihli Narh defterinde İstanbul’da 33 esir dükkanı,8 esirci kadının,19 esir tellalının bulunduğu yazılıdır.Esir sahipleri,kul ve cariyelerini işe ve hizmete koşar;cariyelerini koynuna alabilir;eğittikten sonra satarak kazanç sağlar;gerektiğinde devletlilere hediye eder ya da sevap kazanma amacıyla özgürlüğünü vererek evlendirirlerdi.

Saray Haremindeki Cariyeler 

‘Cariye’ denilince Osmanlı Sarayı,özellikle de 19. yüzyıl ortalarına değin,padişahların sayılı haremini içeren Topkapı Sarayı gelir.Dolmabahçe ve Yıldız sarayları haremlerindeki yaşantılar konusunda daha ayrıntılı bilgiler varken,Topkapı Sarayı haremlerinin cariye yaşantıları,tarihe gömülmüş bir muammadır.

Doğu ülkelerinde ‘perde’ denilen haremin Osmanlı sarayındaki resmi adı ‘Darüssade’ idi ve ‘Sultana Sarayı’ olarak da geçerdi. Haremdekiler,başta valide sultan olmak üzere,özel hizmetli cariyeler,acemi cariyeler ve gedikli denilen cariyeler hepsi esir kökenliydiler.

Haremin Yapısı

Melling’inHatice Sultan Sarayı Gravuru

16. yüzyıl sonlarında 300,18. yüzyıl sonlarında 400 dolayında cariye bulunduğu saptanan saray haremine,10-18 yaş arasındaki sağlıklı,güzel ve zeki kızlar kabul edilir;haremin renkliliği bakımından,Bosnalı,Macar,İspanyol,Rus,Rum,Çerkes asıllı,sarışın,beyaz tenli,gözleri renkli veya siyah gözlü dilberler seçilir;arada Yemen,zenci güzeller de alınırdı.Bunlar haremin alt katlarında acemi koğuşunda eğitilir,konuşma tarzını,dikiş,sofra,yatak hizmetlerine alıştırılırdı.(Burada da aklıma ‘geyşalık’ geldi.)

Saray haremine özgü iç disiplin gereği padişah cariyeleri başkaları ile görüşemez,ulu orta gezemezdi,başkaları ile ilişki kurmaları söz konusu bile değildi. Padişahla yatma şansını yakalayan bir cariye,odalık sanını kazanıyor;kendisine bir oda ya da daire tasis ediliyor,çocuk doğurursa konumu daha da yükseliyor,kadınefendi oluyor ve hizmetine cariyeler veriliyordu.

Haremdeki Gündelik Yaşam

Sir Frank Dicksee’nin 1892 tarihli ‘Leyla’ tablosu

Kendi daire ve odalarına kapanmayı seven kadınefendi cariyeler,daha çekici olmak için süslenir ve takıp takıştırırdı.Peşlerinde kalfalarıyla sofa ve taşlıklara çıkar rakiplerini kıskandırmak isterlerdi..(Ahh şu kadınlar!!.) Hemen her gün berber ve kutucu cariyelere saçlarını taratır;kakül ve zülüflerine değişik biçimler verdirirler;allık,rastık ve sürme ile makyajlarını yapar ve kıymetli taşlar takarlardı. Bir tutkuları da hareme gelen bohçacılardan ve Yahudi mücevhercilerden alış veriş yapmaktı.Geceleri ise padişahın da izlediği daha zengin programlı eğlenceler tertip edilir;harem kilerinden ve mutfağından yiyecek içecek servis yapılırdı.

Harem denen muammadan araştırdıklarım aşağı yukarı bundan ibaretti işte.Günümüzde de bu tür şeyler yok mu? Var elbette sadece adı ‘harem’ değil, ‘esir’ değil,adı değiştirilmiş harem yaşantısı hala 21. yüzyılda özellikle Güneydoğu’da ve Ortadoğu’da devam etmektedir.

Cariyeliğin Binbir Yüzü
5 (100%) 3 votes

2 yorum “Cariyeliğin Binbir Yüzü

  1. Adnan oktarda kendini padişah sanıyo demekki sue onunda cariye kedileri var senden çok şey öğrenyorum 🙂 erkekler yazında çok komikti 😀

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir