Bilinmeyen Sırları İle Kıbrıs Tarihi

Aslan Yürekli Richard “sözünün eri” miydi?Linobambakiler kim? 44yıl önce adada neler yaşandı?

44 yıl önce..

Türk ordusu’nun Girne Karaoğlan Plajına yaş kapak attığı,20 Temmuz 1974 tarihinden bu yana tam 44 yıl geçti.Kıbrıs Barış Harekatı,adadaki Türk nüfusu yok olmaktan kurtarırken,yeni sorunlara da neden oldu.

“Kıbrıs’ı fetheden donanmanın İnebahtı’da yenilmesi üzerine,II.Selim’in sadrazamı Sokullu,Venedik balyozuna (elçisine) tarihe geçen sözü söyler: Siz İnebahtı’da sakalımızı traş ettiniz,biz ise Kıbrıs’ı almakla kolumuzu kestik.Kesilen kol yeniden çıkmaz,ama kesilen sakal eskisinden gür çıkar.”

Kıbrıs’ın Gayri Resmi Tarihi

1878’de Kıbrıs Adası’nı koruması altına alan İngilizler,inanılmayacak bir hızla adayı resimlemeye başladılar.Sol üstteki ilk resimde,Türk nüfusun yoğun olduğu Limosal Limanı görünüyor.Sağ üstteki resimde ise İngiliz bir subay,eşiyle Larnaka sokaklarında.Sol alttaki kare,tarihi bir ana ait:İngiliz amirali Lord John Hay,adayı teslim almak üzere Larnaka açıklarındaki Minotaur’dan indirilen bir sandal ile sahile ilerliyor.Sağ alt kare de ise eşkıyalardan korumak için posta arabalarına eşlik eden askerler görünüyor (1878).

 Kıbrıs’ta bir zamanlar,ne Hristiyan ne de Müslüman olan bir halk yaşıyordu: Linobambakiler..Geçen yüzyılın başlarında sayıları 10 bini aşıyordu.Adada sadece bu kendine özgü halk değil;Kıbrıslık,hoşgörü ve yaşama kültürü de kayboldu.

Hikaye bu ya,yıl 1572 ve İsviçre’nin Bürgenstock gibi kaplıcası ile ünlü bir tatil kasabası var. Kıbrıs’ın fethinden sonra,malum,Osmanlı oturup cümle kefere ile anlaşma yapacak. Neyse,Bürgenstock’ta buluşulmuş. Birkaç içki,puro filan, sonuçta iş Avusturya-Macaristan,Venedik ne kadar toprak verecek olayına girmiş.

Değerli kefere elçisi ortaya bir harita çıkarıp “İşte” demiş,”Şuraları şuraları size verelim,bitsin bu iş”. Bizimkiler,haritaya şaşkın şaşkın baka kalmışlar. Değerli keferan heyeti durumu hemen kavramış. “Nasıl yani?” demişler, “Siz hayatınızda hiç harita görmediniz mi?” İşte,o anda sadrazam devreye girip,çifte su verilmiş koskocaman kılıcını çekip,haritanın üstüne saplamış: “No” (Hayır) demiş,”Vi didınd. Vi du biznıs vit dis!! (Görmedik,genelde biz bununla iş yaparız!!)

(..)

 Şimdi ben bunu niye anlattım.. Yıl 2004 ve yine Bürgenstock..Bu seferki buluşmada,Annan Planı’nın adanın her iki kesiminde oya sunulmasının önünü açan bir metin üzerinde uzlaşıldı. Plan Türk kesiminde büyük bir çoğunlukla kabul edilirken,Rum kesimi tarafından yüzde 74 gibi yüksek bir oranla reddedildi. Kısacası,o günkü durum neyse,2004’te ki durum da üç aşağı beş yukarı aynı.Peki,ama neden?

 Tam 44 yıl önce,20 Temmuz 1974’te Türkiye’nin ” haklı gerekçelerle” başlattığı askeri çıkartmanın ardından,“Kıbrıs Sorunu” neden içinden çıkılmaz bir hal aldı? Daha yürek burkucu bir şekilde sormak gerekirse,ne oldu da Kıbrıslı Türkler 44 yıl önceki “kurtarıcılarını” sevmemeye başladılar? Ya da neden Kıbrıslı Rumlar,Kıbrıslı Türkleri hala ” eşit ortak” olarak görmeye katlanamadı? Türkiye ve Yunanistan’da “sağ” partiler iktidara gelirken,neden Kıbrıs’ın her iki kesiminde de “sol” iktidarda oldu?Bu soruların yanıtı Kıbrıs’ın ” gayri resmi tarihi”nde saklı..

 

“Cibiliyetlerinde merküz,şekavet ve tuğyan”

Adalılar,tarih boyunca hep ” asi çocuk” oldular. Asi,tıpkı adayı fetheden II. Selim’in fermanında buyurduğu gibi:

“Bozok Beyi’ne hüküm: Sancağınızda bulunan kızılbaş asilerden İran ile ilişkisi bulunanların,araştırılıp tespit edilmesi. Bunların başka bir bahane ile idam edilmeleri,İran ile ilişkisi bulunmayan asi Alevilerin ise,belirlendikten sonra hemen Kıbrıs adasına sürülmeleri…”

Osmanlı kaynakları,resmi belgelerde Kıbrıs Adası’nın Türk halkından “Cibiliyetlerindeki merküz,şekavet ve tuğyan”dan,yani “yaradışlarındaki eşkiyalık ve azgınlık”tan şikayet ederken,Yunan kaynaklarında da Rum halka ilişkin benzer ibarelerin eksik olmadığını görüyoruz;

“Kıbrıs kargası kadar Hristiyan olmak” bu deyimlerin en hafiflerinden biri. Hikaye odur ki,1914’ten sonra Yunanistan’dan gelen papazlardan birisi,kilisede bulunan kutsal suyu bir karganın içtiğini,ardından da kaba pislediğini görür. Papaz,marifeti işleyen karganın ardından bağırır: “Eh Kıbrıs kargası,Müslüman olsan bu suyu içmezsin,yok Hristiyan olsan içtikten sonra kaba pislemezsin!” (İlginçtir,Bozcada kitabında aynı fıkra Haluk Şahin tarafından,ama bu kez İstanbullu bir papaz ile Bozcaadalı bir karga için anlatılır.Aynı çekişme burada da varmış demek ki.)

 Adanın alınması için fetvayı veren Ebusuud Efendi’dir. Ancak,fetihten sadece birkaç yıl sonra verdiği bir başka fetvada ise,adayı çoktan gözden çıkarmış gibidir. “haydudun belasından kurtulmak üzere,teslim olması karşılığında idam edilmeyip,asilerden müteşekkil Kıbrıs Adası’na sürülmesi,dinen caizdir.”

Kıbrıs üstüne yazılan resmi tarihler,Ortodoksların Türklere,Türklerin de Ortodokslara karşı verdiği ” kahramanlık öyküleri” ile doldurulmuş.Ama,tarihi gelişmeler “gerçeğin” bilinenden farklı olduğunu söylüyor. Anlaşılan adalılar da ana karadaki ağabeylerini pek sevmiyorlarmış. Günümüzde Kıbrıslı Türkler,sonradan gelen Türkleri,“medenileşmemiş,yobaz” anlamına gelen “Kabasakal” sözü ile nitelerken; Kıbrıslı Rumlar da,çok konuşan az iş yapan anlamına gelen “Kalamaras”ı,Yunanistan’dan gelen soydaşları için kullanıyorlar.

Adalıların,neredeyse değişmez nitelemesi olan “dikbaşlılık”,uzun bir tarihi geçmişe dayanıyor. Yukarıda anlattığımız II.Selim’in “sürgün fermanı”,bize bazı ipuçları sunuyor bu konuda.Sürgün edilecek Yörüklerin,fermanda,“İçel,Karaman,Rum(bugünkü Sivas),Dulkadiriye(Kahramanmaraş’tan Suriye’nin içlerine uzanan bölge),Bozok(Yozgat) ve Teke (Antalya) Türkmenlerinden seçilmesi buyrulmuş,1571-1577 arasındaki dönem,Anadolu’nun dört bir yanında Alevi ayaklanmalarının yaşandığı,Pir Sultan Abdal’ın idam edildiği yıllar.

 Kıbrıslı Türkler,kökenlerini Anadolu’nun en önemli Alevi Türkmen boylarından alıyor. Adaya yerleştiklerinde,yanlarında Alevi gelenek ve deyişlerini de getirdiler. Bu bağlamda,Kıbrıs Türkçesi’ne “Onun yediği haltı,Serez kadısı yemez” gibi özdeyişler yerleşirken,Şeyh Bedrettin’in yoldaşı Torlak Kemal’in isyan başlattığı,, Beşparmak Dağı da,adını,adanın kuzeyindeki sıradağlara verdi.

 Adanın Rumlarına gelince…Yeşil hatın ötesindeki tabloda çok farklı değil. 800 yıl süren Bizans egemenliği boyunca Kıbrıslı Ortodoks Hristiyanların başlattığı isyanların öyküsünü anlatmak bu yazıya sığmaz. Aslan yürekli Richard,adada sadece  bir yıl barınabilmişti. Haçlı seferi süresince Türk-Arap koalisyonuna karşı,Flistin ve Lübnan’da 100 yıl mücadele eden Tapınak Şövalyeleri ise,satın aldıkları adayı İngiltere kralı II.Richard’a iade etmişlerdi!

 

İtalyan-Türkler “Linobambakiler”

Mustafa Bittordo,Hasan Sasetti,İbrahim Gattardo,Aspri,Baraski Kosta,Sultan Gatto,Osman Yusuf Verde..Kulağa bir garip geliyor değil mi? Tüm bu isimler,Kıbrıs’taki bir köyden,Linobambakilerin yaşadığı Lurcina (Akıncılar) köyünden alındı.Kim bu Linobambakiler?

1920‘lerde sayılarının 10 bin kişiye ulaştığı bilinen Linobambakiler şimdilerde birkaç yüz kişi kalmışlar. Linobambakilik,bugün adada konuşulmak istenmeyen bir sır.Osmanlı belgelerine bakılacak olursa,Linobambakiler,adanın fethinden beş yıl sonra,1576’da islamiyet’e geçen 17 köklü Venedik ailesinin torunları. Yaygın bir söylentiye göre ise,adadaki Ortodoks nüfusunu dengelemek isteyen Venediklilerin Kıbrıs’a getirttiği Arnavut paralı askerlerle evlenip karışması ile oluşmuş,fetih sonrasında da İslam dinine geçmiş bir topluluk. Her iki teoride,Kıbrıslı Türklerin İtalyanca kökenli soyadlarını açıklıyor.

 Müslüman adları taşımalarına karşın,çoğunlukla Türkçe bilmeyen,köylerinde cami ya da kilise olmayan,hatta din ile pek araları da bulunmayan Linobambakileri,“Kıbrıs’ın Hemşinlileri” olarak tanımak da mümkün. Hemşinliler gibi İslam’a geçen Linobambakilerin,gizli gizli eski inançlarını devam ettirdikleri de kimi kaynaklarca iddia edilir. 16’ncı yüzyılın ikinci yarısında adaya gelen Türklerin Alevi inancında olmaları,Linobambakilerin göze batmamasını ve barış içinde yaşamalarını sağlamış.Adada yeşermeye başlayan ve Türk milliyetçiliklerinin etkisiyle,geçen yüzyılın başında yok olan Linobambakilik,o kökenden gelenlerin saklamak istedikleri bir günah gibi adeta…

Yok Olan Kıbrıs Kültürü

 Fatih sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden hemen sonra çıkarttığı bir yasa,nedense milliyetçi tarihçiler tarafından görmezden geliniyor. Fatih,çıkardığı yasalarla;gümrük vergisini,yurttaş olan gayrimüslimler için yüzde 2,5,Müslümanlar için yüzde 5,yabancılar için de yüzde 10 olarak belirlemişti. Fatih yasasının anlamı,”Türkler tarımla,Rumlar ise ticaretle uğraşsın” demekten başka bir şey değildi.

 Dolayısıyla,imparatorluk içinde ilk kapitalistleşen unsur olan Rumlar,uluslaşma sürecine ilk giren azınlık oldular. 1800’lerin başında doğan Yunan milliyetçiliği,adadaki ilk isyanı başlattığında,adanın Türk valisi olan biteni anlamakta zorlanmıştı..Öyle ya,Rumlar değil miydi 300 yıl önce Venediklilerin zulmünden kendilerini kurtarması için Sultan Sarı Selim’e mektup yazan?Buna karşılık Rumlar İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra İngiliz Sömürge Yönetimi’ne karşı mücadele ederken,Türk azınlığın İngilizlerin kolluk gücünü oluşturmasına ne demeli?

 Kıssadan hisse,büyüyen Türk ve Yunan milliyetçilikleri,adada sadece Linobambakiliği yok etmedi.Asıl yok edilen “Kıbrıslılık”,hoşgörü ve birlikte yaşamanın temelleri oldu. Rauf Denktaş’ın “Adada Kıbrıslı Türkler ya da Kıbrıslı Rumlar yoktur. Sadece Türkler ve Rumlar vardır. Bu adada tek Kıbrıslı olan,Karpaz’daki eşeklerdir” sözü,ne yazık ki gerçeğe dönüşmüş.Buna sevinmeli mi?

 

  • Acheson Planı’na Göre Kıbrıs(1964)
  • Acheson Planı,hem “Enosis” hem de “Taksim”i karşılayan bir plandı.Türklere adanın yüzde 12’si ve Meis adası bırakılırken,Rumların Yunanistan ile birleşmesinin önü açılıyor.Planı Türkiye kabul etti,Rumlar ise reddettikleri için sonradan pişman olacaklardı.
  • Gali Planı’na Göre Kıbrıs(1992)
  • Gali Planı,BM Genel sekreteri Butros Gali’ninmasaya koyduğu bir harita ve 100 temel ilkeden oluşuyordu.Adanın yüzde 28,2’sini bulan Türk bölgesi,kuzeydeki iki Rum kantonu ve güneydeki dört Türk özerk bölgesi ile delik deşik edilmişti.Bu kez reddeden Türkler,kabul eden Rumlardı.
  • Annan Planı’na Göre Kıbrıs (2004)
  • Ekleriyle birlikte 9 bin sayfayı bulun Annan Planı,bugüne dek hazırlanan en dengeli metindi.İki “Oluşturucu Devlet”in tek federal devlette birleşeceği sistem,gevşek federasyon ilkesine dayanıyordu.Türklere bu planda yüzde 29,2 toprak bırakılırken,İngiliz üstlerinin küçültülmesi öngörülmüştü.

Bilinmeyen Sırları İle Kıbrıs Tarihi
5 (100%) 1 vote

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir